top of page

Yurt Dışı Üniversite Başvuruları İçin Nereden Başlamalı?

  • 10 Şub
  • 2 dakikada okunur

Genç bir insanın hayatında ne yapmak istediğini kesin biçimde bilmesi, hele ki bunu 17 yaşında netleştirmesi neredeyse imkansızdır. Bu yaş, kişinin henüz kendisini tanımaya başladığı; ilgi alanlarının, değerlerinin ve sınırlarının şekillenmekte olduğu bir dönemdir. Buna rağmen eğitim sistemi ve özellikle yurt dışı üniversite başvuruları, gençlerden erken yaşta “kesin” kararlar vermelerini bekler. Oysa bu beklenti çoğu zaman gerçekçi değildir. Asıl kritik olan, ne olmak istediğini kusursuz biçimde bilmekten ziyade, kendini tanıma yolculuğuna dürüstçe başlamaktır.


Acar Baltaş, Hayalini Yorganına Göre Uzat kitabında bu noktaya özellikle dikkat çeker. Kitapta sıkça vurgulanan fikirlerden biri şudur: Bir şeyi çok istemek, onu başarmak için her zaman yeterli değildir. Baltaş, bazı insanların tutkuyla istedikleri alanlarda ısrar ettiklerini; ancak gerekli yetenek, mizaç ya da çalışma biçimine sahip olmadıkları için zamanla mutsuz olduklarını anlatır. Örneğin sahnede olmayı çok isteyen fakat eleştiriye dayanıklılığı düşük birinin, bu isteğinin onu başarıdan çok hayal kırıklığına götürebileceğini söyler. Buna karşılık, başlangıçta büyük bir hayali olmayan ama güçlü olduğu alanı keşfeden insanların zamanla çok daha tatmin edici bir yola girdiklerini örneklerle gösterir. Buradan çıkan temel ders nettir: Hayatta neye kabiliyetin olduğu, neyi çok istediğinden çoğu zaman daha belirleyicidir.


Bu bakış açısı, yurt dışı üniversite başvuruları açısından da son derece önemlidir. Özellikle ABD ve Avrupa’daki üniversiteler, başvuran öğrencilerin her şeyi baştan biliyor olmasını beklemez. Aksine, kendini tanıma sürecinde olan; denemiş, yanılmış, fikrini değiştirmiş ama bu süreçten öğrenmiş adaylar daha inandırıcı bulunur. “Hayatım boyunca bunu yapmak istedim” gibi klişelerden ziyade, “Şu deneyimler bana şunu fark ettirdi, şu yönümün güçlü olduğunu gördüm” diyebilen bir öğrenci çok daha gerçekçi bir profil çizer. Bu da kabiliyetlerin farkına varmayı ve onları geliştirmeyi merkeze alan bir yaklaşımı gerektirir.


Tam bu noktada Darwin’e atfedilen meşhur söz anlam kazanır: Hayatta kalan ne en güçlü olandır ne de en zeki; hayatta kalan, değişime en iyi uyum sağlayandır. Bu söz, kariyer ve eğitim planlaması için de birebir geçerlidir. 17 yaşında seçilen bir bölümün ya da alanın, 30 yıl boyunca aynı şekilde devam edeceğini varsaymak artık mümkün değildir. Dünyanın, mesleklerin ve ihtiyaçların hızla değiştiği bir çağda, asıl değerli olan şey öğrenmeye açık olmak, kendini güncelleyebilmek ve gerektiğinde yön değiştirebilmektir.


Yurt dışı üniversite başvurularında bu esneklik özellikle kıymetlidir. Üniversiteler, tek bir kimliğe sıkışmış öğrencilerden çok; merak eden, farklı alanları keşfetmiş ve zaman içinde gelişmeye açık olduğunu gösterebilen adayları tercih eder. Bir öğrencinin başvuru dosyasında akademik başarı kadar, zamanla nasıl olgunlaştığı, bakış açısının nasıl derinleştiği ve deneyimlerinden ne öğrendiği de önemlidir. Bu da “Nereden başlamalıyım?” sorusunun cevabını netleştirir: Kendini tanımaktan, güçlü ve zayıf yönlerini dürüstçe görmekten ve değişime açık olmaktan.


Sonuç olarak, genç bir insan için en sağlıklı başlangıç noktası kesin cevaplar aramak değil, doğru soruları sormaktır. Neyi yaparken zamanın nasıl geçtiğini fark etmiyorsun? Hangi alanlarda daha hızlı öğreniyorsun? Hangi ortamlarda daha çok gelişiyorsun? Acar Baltaş’ın da işaret ettiği gibi, hayali yorgana göre uzatmak bir vazgeçiş değil, bilgeliktir. Darwin’in sözünde olduğu gibi, esnek olan ayakta kalır. Yurt dışı üniversite başvuruları da tam olarak bu olgunluğu, bu farkındalığı ve bu potansiyeli görmek ister.

 
 
bottom of page