Ebeveynlik, Aktivite Yarışı ve Bitmeyen “Acaba?” Hali
- Berna Eryaman
- 15 Oca
- 2 dakikada okunur
Ebeveyn olmanın en zor yanlarından biri, çocuk okul çağına geldiğinde — ki bu artık 3 yaşından başlıyor — maruz kalınan o görünmez ama güçlü “mahalle baskısı”. İçeride dolaşan soru hep aynı: “Acaba eksik yaptığım bir şey mi var?”
Altı yaşındaki çocuğunuz için aynı anda birkaç spor dalı ve bir sanat aktivitesi planlamadığınızda, sanki onun geleceğini karartıyormuşsunuz gibi hissettiren o ağırlık… Bir aktiviteden diğerine çocuk taşıma hali, özellikle birden fazla çocuk ve yoğun iş temposunda, zamanla fiziksel olduğu kadar zihinsel bir yorgunluğa dönüşüyor.
İtiraf ediyorum, ben de bunu üç çocuğum için yaptım. Bir süre sonra fark ettim ki cuma akşamı hafta sonuna girerken değil, pazartesi sabahı hafta sonu bittiğinde daha sakin ve mutlu hissediyorum. Buna kendi kendime “Cuma sendromu” demeye başladım.

Sporla Başlayan, Sessizce Biten Yolculuklar
Bu hummalı spor faaliyetlerinin ardından gözlemim şu: Ortaokulun sonlarına gelindiğinde, derslerin ağırlığı ve sınav hazırlıkları nedeniyle çocukların büyük kısmı spora ara veriyor. Çoğu da bir daha geri dönmüyor.
Bırakmayacak kadar azimli, yetenekli ya da yurt dışında burslu okuma gibi güçlü bir hedefi olmayanlarda spor hayatı sessizce sönüyor. Devam edenlerin önemli bir bölümü ise 16–17 yaşında ya bırakıyor ya da bilinçsiz ve aşırı antrenmanlar yüzünden sakatlanıp mecburen uzaklaşıyor.
Sanat ve Müzik: Hevesle Başlayıp Salonda Kalan Hayaller
Sanatta tablo çok farklı değil. Bir hevesle — genellikle ilk akla gelen enstrüman piyano — derslere başlanıyor. Eve piyano alınıyor, salonun baş köşesine yerleşiyor. Haftada bir öğretmen geliyor; kalan altı gün düzenli pratik bekleniyor. İlk aylarda üç-dört gün yapılan pratik, dersler yoğunlaştıkça azalıyor ve zamanla kayboluyor.
Sonuç: Üzerinde şık objeler duran, tozu alınan piyanolar. Hatta “nasıl olsa evde piyano var” diye sonradan müzik dersine başlayan ebeveynler bile gördüm.
Neden Böyle Oluyor?
Uzun süre düşündüm. Ben Gen X kuşağındanım; çevrem de öyle. Biz çocukken bugünkü anlamda hafta sonu aktiviteleri, yaz kampları, programlanmış boş zamanlar yoktu. Anneler çoğunlukla evdeydi; kalabalık aileler bir aradaydı. Oyun vardı, sıkılmak vardı, hayal kurmak vardı.
Biz ebeveyn olduğumuzda çocuklarımız anaokulu çağından itibaren okul dışı onlarca aktiviteyle tanıştı. Fark ettiğim şu:Çocuklar çok şey yaptıkları için değil, neden yaptıklarını bilmedikleri için bırakıyorlar.

Az Ama Anlamlı
Bir çocuğun sporla, sanatla, müzikle temas etmesi kıymetli. Fakat herkesin her şeyi aynı anda yapması gerekmiyor. Asıl olan; çocuğun kendini tanıması, neyle bağ kurduğunu fark etmesi ve o alanda derinleşebilmesi.
Bazen tek bir aktivite, doğru zamanda ve doğru şekilde yapıldığında beş farklı kursun veremediği katkıyı sağlar.
Ebeveyn olarak en zor ama en değerli görevlerden biri de şu:Çocuğun hızına, mizacına ve hayallerine kulak vermek. Başkalarının programına değil, kendi çocuğumuzun ihtiyacına bakmak. Çünkü mesele ne kadar çok şey yaptığımız değil; yaptıklarımızın çocukta neye dönüştüğüdür.
